Yazılarım.
TTnet ve SuperOnline saçmalığı…
// 26 Ağustos 2010 // Hiç Yorum Yapılmamış » // ordan burdan
Uzun zamandır blog yazmıyorum arkadaşlar ama canıma tak eden bi olayı sizinle paylaşmak istiyoum.
Gerek ifşa etmiş olayım gerek yalan söylemiş gerekse saçmalamış..
Bir çoğunuzun bildiği üzere yaklaşık bir ay önce ev kiraladım. Bi çok şey ile çabaladım elektriği üstüne
al suyu üstüne al doğalgazı üstüne al maşallah baba gibi oldum. Neyse telefonum eksik dedim telefon aldım
internet için başka çare yoktu. Kablonet kullanıcısıyım aslında ben ama mecburen düştük telefon işlerine..
Neyse başvurdum herşeyin 3 iş günü içerisinde olduğunu söyleyen Türk Telekom 5. iş gününde geldi telefonumu bağlamaya.
Gelen amca da sabah sabah beni bi güzel fırçaladı felan neyse telefonumu bağladı. Numaramın ne olduğunu sordum
söyledi hatta ona yazdırdım. Tamamdır dedim kendi kendime telefonu aldık şimdi sıra internette..
Ertesi gün hemen online başvuru yaptım ya da yapmaya çalıştım. Site hata veriyordu girdiğim telefon numarasına
“Bu numaraya ait bir abonelik zaten var!” diyordu. Nasıl var ya yeni bağlattık işte deyip müşteri hizmetlerini aradım.
Müşteri hizmetleri böyle bir durumun normal olduğunu (!) telefon hattımın sahip olduğu abonelik firmasının da TELLCOM
olduğunu oradan bunu iptal ettirebileceğimi söyledi ve Tellcom’u aradım. Yeni bir numara aldığımı ve sanırım eski
kiracının numarasının verildiğini ama üzerinde bir Tellcom aboneliğinin bulunduğunu söyledim. Kontrol etti, “Evet var.”
dedi. Tamam da yeni aldım hattı nasıl olabilir, dedim. Böyle durumların olabileceğini Telekom Şubesine gitmem gerektiğini
söyledi. Telefonlar herşeyi halledebiliyorsunuz da bunu mu halledemiyorsunuz, diye iç geçirdim. Neyse arkadaşın santralde
tanıdık arkadaşı varmış. Aradık görüştük. Telefon numaramı istedi ve adresimi istedi müşteri hizmetlerinde istenilen
bilgilerin boşuna istendiğini farkettim. Arkadaş hemen dedi bu numaralar Levent numaraları siz Levennt’te oturmuyorsunuz,
telefon numaranızda bi yanlışlık var kontrol eder misiniz. Bakıyorum numarama yoo doğru diyorum. Hayır diyor yanlışlık var.
Kendi numaramı aradım ve yanlış olduğunun farkına vardım. Bunu farkedene kadar görüştüğüm müşteri temsilcisi sayısı yakklaşık
10 ve hiçbiri (!) bu olayı farkedemiyor. Evet eve gelen adam numaramı yanlış vermiş, peki doğrusu ne? Aradım yine aramaktan
bıktığım hiçbir yardımı olmayan Türk Telekom müşteri hizmetlerini. Telefonumu bağlayan adamın telefon numaramı yanlış verdiğini
söyleyerek doğrusunun ne olduğunu öğrenmek istediğimi söyledim. Bu işlemi burdan yapamazsınız! Şubeye gidin dendi.
Çıldırmak üzereyim. Yahu başvuru yapabiliyorum ödeme yapabiliyorum da sizin elemanınızın yaptığı yanlışı mı telafi edemiyorum,
dedim. Yok efenim yardımcı olamayız. Deli oldum zaten ancak 3. gün öğrendim numaramın yanlış olduğunu. Türk Telekom …, dedim
Neyse TTRehber diye bişey mi varmış ne ordan buldum online olarak sayın müşteri temsilcisinin (!) bana veremediği benim telefon
numaramı.,
Ey Zahit Şaraba Eyle İhtiram!..
// 23 Ağustos 2010 // Hiç Yorum Yapılmamış » // trakya
ÜZÜM Burgaz’da kutsaldır . Çocukluğum bahçelerde yetişen gelişi güzel salkımlara dadanmakla geçti. Bahçe sahiplerinin
samimi kızgınlıklarıyla kovalanırdık. Elimizde salkım salkım kırmızı üzümler, üstümüze başımıza bulaşan kan rengi lekeler…
Kırmızı üzüm lekesi kuruduğunda zor çıkardı. Akşam eve döndüğümde annemin gayet gerçek öfkesiyle karşılanırdım. Ama yediklerime değerdi…

Şarap büyüdüğüm coğrafyanın vazgeçilmez içkisidir. Alkol olarak görülmeyen, misafirlere şerbet niyetine ikram edilen kutsal sudur çoğu zaman!
Bir şarap gurmesi olmayabilirim ama damağımda bıraktığı tadı iyi bilirim.
Trakya’nın düzlüklerinden çıkıp, yedi tepeli İstanbul’un en leziz restoranlarından biri olan KÖŞE BAŞI RESTOURANT’da şarap için buluştuk.Damak zevklerinin
mükemmelliği üzerine bahse girilemeyecek olan arkadaşlarla tadım ve sohbet için biraraya geldik. Masa kurulmuş, güneş batmış,
yemekler demlenmek üzere taş fırının yamacına bırakılmıştı bile… Masaya herkesten önce gelmekten gayet memnundum.
Buzbağ şaraplarının yetkilileriyle hayat üzerine uzun uzadıya sohbet etme şansı buldum. Şarapla başladık,
hayat üzerinden dört döndük ve yine şarapla bitirdik sohbetimizi. Bizim sohbetimiz bitmiş, misafirlerin hepsi gelmiş ve artık grubumuzun sohbeti başlamıştı.
Şarap eğitmenimiz kısa bir giriş konuşmasının ardından kadehini kaldırarak yemek merasimini başlattı.
Hepimizin ezbere bildiği şarap&peynir uyumu eğitimcimizin verdiği bilgilerle daha bir oturdu damaklarımıza.
Bilerek, koklayarak-şarabı koklamak ayrı bir beceriymiş- ve nefes kontrolüyle şarabın dillerimiz üzerinden yağ gibi akışını hissettik.
Peynirin yanında gelen mezeleri tek tek Kırmızı Klasik Buzbağ eşliğinde mideye indirirken sadece yemek yemedğimizi aslında bir lezzet zinciri oluşturarak
‘uyum karnavalı’ yarattığımızı anladık. Diğerleri ne hissetti bilmem ama benim damağımda kalan bu karnavalın ışıltılı coşkusuydu.
Kırmızı şarabı ilk yudumladığımda hissettiğim ‘tanen’ ve o kırmızı meyva kokuları ilk kez bu kadar kesin gelmişti bana. Sanırım bunca yıl bana bir eğitmenin söylemesini beklemişim bu hisleri…
Şarap sadece içilecek bir içki değil, hissedilmesi gereken bir ruhtu kısaca.
Şişeye girmeden önce yeni doğmuş bir çocuk gibi üzerine düşülen, fıçılarda kundaklanıp büyümesi beklenen, bardağa girdiğinde ilk yaşı kutlanan,
üreticilerinin ilk gözağrıydı…
Ağaçla yaşamayı öğrendiğinde meşenin özünü kendi özüne katmayı çok iyi biliyordu şarap! Tıpkı bizim gibi. Tıpkı annemize, babamıza çeken yönlerimiz gibi.
O da bağrında yattığı meşenin huylarını alıyordu…
Kadehe dolarken Beyaz Buzbağ için ön yargılarım vardı. Beyaz benim rengim değil, asidi benim damak zevkime göre değildi…
Kim bilebilirdi ki Beyaz’ı bu kadar seveceğimi. Gecenin favorisi Beyaz’dı!

Buzbağ o gece beni şaşırtmaya devam ediyordu. Kırmızı et ve kırmızı şarap uyumunu hepiniz bilirsiniz. Ben de biliyordum tabiki…
Midemi rahatsız eden sarımsak ve ‘çiğköfte’ beni şaşırtmıştı.
Hayatımda ilk kez bu iki düşmanımla şarap içmiş ve aralarındaki uyumun kusursuzluğu karşısında şaşkınlığımı gizleyememiştim.
Şarabın rengi yanında yiyeceğin yemeğin rengiyle doğru orantılıydı.
Ezberimizde olan, herkesin ezber ettiği ama doğru olan bir mottoydu bu!
Beyaz et ile terbiye edilmiş tavuğun romantik dansı da artık çakır olmuş Ben’i derinden etkilemişti.
Takıntılı olarak sevdiğim Kalecik Karası üzümlerinden yapılan şarabın yerini artık Öküzgözü ve buzbağ almıştı.
Deneyimlemenin ve bilinçli tadımın farkına vardığım için bundan sonra daha etkin bir şarap içicisi olacaktım.
Buzbağ şaraplarının verdiği sadece bir yemek değildi.
Uyanmamı ve soframı renklendirecek şarapları bilinçli seçmemi sağlayacak tüyoları elde etmemi bana kazandıran bir rezitaldi…
İçinde şarap geçen binlerce şiir yazılmıştır belki ama benim aklıma O gece kendilinden giren bir dörtlük var:
Kısa pantolonumla kovaladım bahçeleri,
Kısa boyumla atladım bahçelerin duvarlarından,
Uzun uzadıya konuştuktan sonra daldım lezzet pınarına,
Büyüdüm artık, beni sofrandaki şarapla ve damak zevkimle yargıla…
Bu mevsimde vitrinleri az sulu rakı gibidir bu şehrin…
// 17 Haziran 2010 // Hiç Yorum Yapılmamış » // Birazda Şiir, trakya
Islak sokaklar mevsimindeyiz artık…
Bu kalabalık şehre hüzün yağar bu zamanlar…
Yalnızlık yağar caddelerine…
Darmadağın saçlar, ıslanmış yüzler hep yere bakar…
Nesine? Bi büyüğüne. .
// 17 Mayıs 2010 // Hiç Yorum Yapılmamış » // trakya
Küçüklükten beri hep sözümüzün geçmesini isteriz. Kimi zaman arkadaşlarla laf dalaşına girip haklılığımızı ispat etmek için “var mısın lan iddaya” derdik.
Geçen şirkette bi proje üzerine uğraşırken yakın bi dost ile hemşeri çıkınca haliyle -hemşeri hemşeriyi gurbette yakalamış yok yok öyle değil
– neresinden diye sorduk hevesli hevesli. Tekirdağ dedi. E bizim oralar küçük yerler Trakyalı’yım deriz biz il ilçe söylemeyiz. Bi sarıldık birbirimize felan derken konuya döneyim.
Bi konu hakkında hararetli hararetli konuşuyoruz yok öyledir hayır böyledir derken:
- “Varmısın iddaya be!” dedim.
- “Nesine?”, dedi.
Dedim bi büyüğüne sizin oralardan olsun ama. “Tekirdağ Rakı” olsun.
E benim bi bildiğim olmasa girmem tabi iddaya felan hele işin ucunda Tekirdağ Rakıyı paylaşmak, hediye etmek varsa yaş iş o
O arkadaş da aynı benim düşündüğüm gibi iddayı benim kazanmama rağmen vermedi rakımı isyanlardayım =) .
He bide unutmadan geçenlerde bi site buldum bi heyecanlandım ki sormayın “Tekirdağ Fanatikleri” imiş adı sitenin buradan da ziyaret edilebilir.
Trakyalıyız biz içeriz. .
Gerçek sofralar, gerçek muhabbet…
// 30 Ocak 2010 // Hiç Yorum Yapılmamış » // diger
Trakya’nın suyundan mıdır bilinmez. Hamurumuza katılmıştır tadı, kokusu… Eğlencelerimizin vazgeçilmezi olmuştur yanına peyniri de kapınca muhabbetin alâsı kurulur arkadaşlar arasında. Eskilerden başlarız sohbetimize yudumladıkça artar muhabbet, pekişir dostluklar… Neyden mi bahsediyorum tabii ki rakıdan
rakı deyince akla ilk Yeni Rakı gelir.
Biz Yeni Rakı’yı 3 şekilde çağırırız. Trakya’da nereye giderseniz gidin girin bi bakkala “bi ufak ver bana” bana derseniz size rakının en alâsından 35lik Yeni Rakı’yı uzatır size, “bi minik ver bana” derseniz uzatır size 20liği ya da “bi büyük uzat ordan” derseniz eğer 70lik rakı gelir size doğru…
Özetlemek gerekirse;
- Minik 20lik Yeni Rakı
- Ufak 35lik Yeni Rakı
- Büyük 70lik Yeni Rakı
- Kocaman 100lük Yeni Rakı
Rakı ile ilgili bir çok atılan tutulan bilgi mevcuttur. Alkollü içkilerin en itibarlısıdır kendisi. Rakıya saygı duyulur öyle heryerde içilmez rakı sofrası kurulur mezesi hazırlanır ince çalgıyı da bulduk mu muhabbetin ötesine geçeriz rakımızı yudumlarken. Aslında ben kendisini şalgam suyuyla beraber içerim çok iyi ikililer bence, yani rakının yanında şalgam suyu da olursa tadına doyum olmaz.
Hele bide inceden müzik girecek “Huysuz ve tatlı kadın…” o zaman kadehleri hep beraber tokuşturalım…
Bizim oralarda erkek adam rakısı Yeni Rakı’dır.
Trakya’da Rakı deyince akla Yeni Rakı gelir nerden mi biliyorum
ben de Trakyalı’yım…




